Başka bir hesapta blog açtığımdan
beri buraya gelmeyeli o kadar uzun zaman oldu ki…Gelmediğimi fark ettiğim her
gün;haneme, gelmediğime dair bir puan daha ekleniyor.Diğer blogta insanlara
daha çabuk ulaşabildiğimi,daha çok okunduğumu, başka yazıları ve içerikleri
daha rahat bir şekilde bulabildiğimi fark ettiğimden beri yazdığım yazıları
paylaşmak konusundaki önceliğim orası oluyor. İlk bu bloğu açmış olmama rağmen
diğerini daha çok sevdiğimi itiraf edeceğim.Demek ki ilk olmak daha çok
sevilmeye yetmiyor, öncelik olmanı sağlamıyormuş.Tabii, orayı daha çok sevmem
burayı sonsuza dek terk edip bırakacağım anlamına da gelmiyor. Yine yazacağım,
yine geleceğim, orası ve burası arasında adımlarımı sabitleyeceğim. Artık bir
anonim olmadığımdan ve yazdığım yazıları instagram hesabımda da paylaştığımdan,
okuyan bazı insanlardan geri dönüş alıyorum.Bazılarının okuyacağını ise tahmin
ediyorum. Kim olduğumu net bilmemelerine rağmen; gözlerinin önüne, avuçlarının
içine benden bir şeyler döküyor olduğumu bilmek beni savunmasız hissettiriyor.
Söz konusu duygularımı ve düşüncelerimi yabancılarla paylaşmak olduğunda bu
kadar çekingen,kendi kabuğuna saklanmak isteyen biri olduğumu, olacağımı tahmin
etmemiştim.Birilerinin aklımdan ve kalbimden geçenleri böylesine net bir
şekilde görebilecek olması beni ürkütüyor. Sanki hepsini, kendimi sadece bana
saklamak istiyorum.İçeri girmek isteyenler oluyor, kapımın önünde dikilenler,
bekleyenler ve gidenler.Hiçbirine izin vermiyorum. Bir parçam denemek için
ölüyor, bir parçamsa korkudan kalbi delicesine atan minik, savunmasız bir kuş
misali kendini geri çekiyor.İki seçenek arasında gelip giderken sonunda, açmayacağımı
bilmeme rağmen o kapıyı; belki bir ümit açarım düşüncesiyle doluyor, bir adım
atmak için uzanıyorum. Yaklaştığım ve dokunmama ramak kalan ilk anda titreyen
elimi geri çekiyorum, çekeceğimi biliyorum.Yapmama, gerçek olmasına sadece
küçücük bir adım varken bir korku, bir his veya artık kendisi, adı her neyse ‘bir
şey’ yapmama engel oluyor.Böyle olan, bir umutla başlayıp ‘yapamayacağım’
şeklinde biten bir çok an biliyorum. Artık ben de, onca başarısızlıktan ve yarım
yamalak tamamlanmamış denemelerden sonra yapamayacağımı biliyorum, inanıyorum.
Bir yanlışa bir doğrudan daha çok inandığımda, ipleri ve inançları öylesine
sıkı tutan biriyim ki aksini söyleyen kimseye inanamıyorum,inanmıyorum.İçimden
gelmediği sürece hiçbir söz beni onları bırakmaya ikna etmiyor.Bazense artık
inanıp inanmadığımdan emin olamasam dahi inat etmişçesine bırakmıyorum. Olan
olduktan sonra artık çok geç gibi geliyor.Bırakmak için, değiştirmek için,
inanmak için, denemek için.Sadece beni daha derine, daha kötüsüne çekmesine
izin veriyorum.Kendi kendini yiyip bitiren bir varlıkmışçasına sadece olmasına,
gerçekleşmesine izin veriyorum. Bu şekilde iyi olmadığının, iyiye
gidemeyeceğinin farkındayım. Bir şeyleri değiştirmek için var olanı yıkıp
parçalamam gerek.Yine de korkumun ilk adımı atmasına, beni yutan bir balon gibi
şişip büyümesine engel olamıyorum. Ah sadece, belki tek bir seferliğine ,en
azından şimdilik, içimden gelen hiçbir sesi ve korkuyu dinlemeksizin kendi
bildiğimi, asıl istediğimi yapabilsem.Keşke daha fazla duymasam zihnimi
çıldırtacak düşünceleri, tıpkı bana başka bir çıkış yolu da olduğunu gösteren
kişilerin sözünü dinlemeyip, es geçtiğim gibi.
Not: Bu yazıyı yazarken
TheWeeknd’dan ‘The Abyss’ şarkısını dinledim.Mükemmel bir şarkı, kesinlikle
tavsiye ederim. ^^